Konuyu Değerlendir
  • 1 Oy - 4 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Haber Yeniden yargılama 'yok sayma' anlamına gelmiyor
#1

[Resim: 379Huseyin.jpg]
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, "Yeniden yargılanma, milli iradeye kastetme anlamına gelen Ergenekon terör örgütünü yok sayma anlamına gelmiyor, Balyoz Eylem Planını yok sayma anlamına asla gelmiyor" dedi.

AK Parti Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konuları değerlendiren Çelik, Ergenekon ve Balyoz davalarına ilişkin yeniden yargılama konusunda, Türk hukuk sisteminde yer alan iade-i muhakeme esasının buna uygun zemini hazırladığını söyledi.

Yargılamanın yenilenmesi konusundaki birçok değişikliğin AK Parti hükümetleri döneminde yapıldığına dikkati çeken Çelik, "Yeniden yargılama meselesi AK Parti'nin önem verdiği meseledir. İstanbul'da bazı yazarlarla yapılan toplantıda Sayın Başbakanımız da bu konuya sıcak baktığını ifade etmiştir, kendisini ziyaret eden Türkiye Barolar Birliği Başkanına da (TBB) meseleye sıcak baktıklarını ifade etmiştir" dedi.

"Yeniden yargılanma, milli iradeye kastetme anlamına gelen "Ergenekon terör örgütünü yok sayma" anlamına gelmiyor, "Balyoz Eylem Planını yok sayma" anlamına asla gelmiyor" diyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunları görmemezlikten gelmek, milli iradeyi kasteden ve mahkemece de tespit edilen bu hususları gözardı edelim, yok sayalım anlamına gelmiyor. Bana da Sayın Başbakan'a da daha alt rütbelerdeki bazı insanların gelen mektupları var, mahkum olmuş, tutuklu durumdaki insanların kesinlikle uzaktan yakından Balyoz Eylem Planı ile alakası olmadığı halde kendilerinin de kapsama dahil edildiklerini anlatıyorlar. Bu kulağımızı tıkamamız gereken bir mesele midir? Tabi ki değildir. Bunların önemli kısmı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu. Bir insanın olayla alakası yoksa, birileri onunla ilgili delil üretmişse bu insan hakkına kasttır, Anayasa Mahkemesi bunları incelediğinde bunlar ortaya çıkacaktır.

Sayın Başbakanımız, Türk hukuk sistemi içerisinde yer alan 'yeniden yargılanmaya sıcak bakıyorum' derken, hukuk devletinin Başbakanı olarak hareket etmiştir. Bu konuda hala bir eksiklik, engel varsa Adalet Bakanımıza bir talimat vermiştir, 'bu konuda çalışma yapın' demiştir. Barolar Birliği Başkanına da 'barolar olarak eğer sizin bir katkınız olursa Adalet Bakanlığıyla temas halinde siz de katkınızı verin' demiştir Sayın Başbakan."

Çelik, adalet sisteminin iddia, muhakeme ve savunma ayaklarından oluştuğunu ve savunmayı temsil eden barolardan her hukuk meselesinde yapıcı eleştiri gelmesinin kendilerini memnun edeceğini belirterek, henüz yeniden yargılamayla ilgili Adalet Bakanlığında bitmiş bir çalışma olmadığını, nihai hükmün verilmediğini kaydetti.

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu'nun kendini yasama ve yürütmenin yerine koyarak tutuklu ve hükümlüler ile onların aileleri nezdinde büyük bir beklenti oluşturduğunu ifade eden Çelik, "Sayın Barolar Birliği Başkanı bu insanların ümitleri üzerinden şov yapıyor ve şova devam ediyor. 'Ben, profesyonel hiçbir siyasetçiye güvenmem' diyor. Başbakan ile görüşüyorsunuz, bazı tekliflerde bulunuyorsunuz ve çıkıp 'ben Başbakana güvenmiyorum' diyorsunuz... Sayın Feyzioğlu'nun siyaset kurumuna sıcak bakmaması, belki de merhum babası Turhan Feyzioğlu'nun siyasette her zaman hüsrana uğramış olmasının katkısı olabilir. Kendisini dinlerken genel başkanlık, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı bile bu arkadaşımızı kesmiyor. Adeta tecessüm etmiş bir kibir profiliyle karşı karşıyayız" diye konuştu.

Feyzioğlu'na ondan yaşlı, bir ağabeyi olarak seslendiğini dile getiren Çelik, Feyzioğlu'nun takındığı tavır ve usulle hiç kimseye fayda sağlamayacağını belirtti.

AK Parti'nin kapılarının usul ve erkan dahilinde gelen, yapıcı katkı sağlayan herkesle işbirliği yapmaya hazır olduklarını vurgulayan Çelik, İstanbul Barosu'nun Ergenekon ve Balyoz davalarındaki tutumunun kamuoyu tarafından bilindiğini, Balyoz davasının uzamasındaki sebebin İstanbul Barosu olduğunu ve darbe teşebbüsleri konusunda İstanbul Barosu başta olmak üzere aynı ekibin tavrının çok net bilindiğini söyledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "Biz, Ergenekonun avukatıyız dediğimiz zaman siz bize şunu, bunu diyordunuz. Şimdi aynı noktaya geldik" ifadelerini hatırlatan Çelik, "Yok Sayın Kılıçdaroğlu, biz sizinle aynı noktada hiç değiliz. Siz, darbe teşebbüslerinin avukatlığına devam edin, milli iradeye kastetmenin avukatlığına devam edin, Danıştay saldırısını gerçekleştiren iradenin arkasında durmaya devam edin, siz yer altından fışkıran mühimmat, silah depolarını savunmaya devam edin, faili meçhulleri savunmaya devam edin, Cumhuriyet gazetesine atılan bombayı savunmaya devam edin, biz milli iradenin avukatlığını yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

"Ne Ergenekoncular ne Balyozcular ne de onların savuncuları bizim için cici, falan değildir"

Çelik, Başbakan Erdoğan'ın "halkım adına savcıyım" ifadelerinin de bazı çevrelerce yanlış değerlendirildiğini belirterek, İngiltere'de adalet bakanının aynı zamanda başsavcı sayıldığını, Başbakan Erdoğan'ın da halkı adına, milletin iradesine kastedenlere karşı böyle bir tutumu olacağını söyledi.

Hüseyin Çelik, "Ne Ergenekoncular ne Balyozcular ne de onların savuncuları bizim için cici, falan değildir. Dün değildi, bugün değil, yarın da olmayacaktır" dedi.

Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir insana bile bile haksızlık yapılmışsa, aleyhinde delil üretilmişse bu da ortaya çıkmışsa, yeni deliler ortaya çıkmışsa, bitmiş davalar için söylüyorum, iade-i muhakemenin şartları oluşmuşsa elbette iade-i muhakeme yapılmalıdır. Sayın Feyzioğlu'nun istediği yeniden yargılama değil, sıfırdan muhakeme, hatta tepeden tırnağa bu davaları yok sayalım diyor. Hızını alamadı Silivri'ye gitti. Yer yüzünde mahkumlara ve tutuklulara 'sizi buradan her halükarda çıkartacağız, peki hangi yol ve yöntemle çıkartılmak istersiniz' diye birşey olabilir mi? Ne zamandan beri mahkumlar ve tutuklular yargılamayla ilgili yol ve yöntemleri kendileri belirliyorlar. Hem müjde veriyorum diyor, o insanların ve ailelerinin ümitlerini istismar ediyor, şov yapıyor hem kendini yasamanın, yürütmenin yerine koyuyor hem başbakana, siyaset kurumuna güvenmediğini söylüyor. Ben hayretler içindeyim. Hangi kanala Sayın Feyzioğlu'nu çıkaracaklarını şaşırmış durumdalar.

Yeniden yargılanmaya evet, eksiklikleri tamamlamaya evet, ama milli iradeye kasteden birşey varsa ortada, kesinlikle biz orada yokuz. Askeri vesayete hayır diyoruz, yargının vesayetine hayır diyoruz, millet iradesinin üzerinde vesayeti kabul etmiyoruz. Kimden gelirse gelsin bütün vesayetlere kapalıyız. Böyle durumlarda hemen başka bir figür daha ortaya çıkıyor, o da Yargıtay eski Başsavcısı Sayın Sabih Kanadoğlu. Ulusalcı, Kemalist çevrelerin fetva emiri. Hemen çıkıp ne olması gerektiğine o karar veriyor. Ne olması gerektiğine TBMM karar verecek, ne olmaması gerektiğine de TBMM karar verecek. Katkı sunmak istiyorlarsa, yapıcı eleştiri yapacaklarsa, millet iradesi paralelinde hukuk sisteminin iyileştirmesi için Barolar Birliği, şu baro, bu baro güzel şeyler yapacaksa biz başımıza koyarız, ama bu yol ve yöntem çıkmaz yoldur."

Uludere olayı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Uludere'de yaşanan olaylara ilişkin askeri mahkemenin kararını değerlendirerek, olayın yaşandığı gün hayatını kaybedenlere başsağlığı dilediğini, o gün eldeki bilgilere göre yaşananların bir operasyon kazası olduğunu ifade ettiğini anımsatarak, olayda bir ihmal, kusur, kasıt varsa hukuk devletinde bunun gereğinin yapılacağını söylediğini hatırlattı.

Askeri mahkemenin "kaçınılmaz bir hata var" dediğini, hükümetin de olayda ölenlerin ailelerine hayatlarını insanca sürdürebilmeleri için tüm imkanları seferber ederek ve imkanları zorlayarak, 120 bin lira tazminata hükmettiğini anlatan Çelik, terör örgütü ve BDP'nin tazminata "kan parası" diyerek, ölenlerin yakınlarının tazminatı almasını engellediğini, hükümetin de "şehit ailesine verilen kan parası olmadığı gibi bu da kan parası değildir" dediklerini ifade etti.

Başbakan Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ve bazı milletvekillerinin Uludere'ye giderek, taziye ziyaretinde bulunduğunu, Türkçe ve Kürtçe mevlüt okuttuklarını hatırlatan Çelik, "Onlarla empati kurmak için ne gerekiyorsa yapıldı. Bu kaçınılmaz hatayla ilgili olarak, bu karar nihai ve son karar değildir. Temyiz yolu açıktır, bir üst düzey askeri mahkemeye müracaat edilebilir, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunabilirler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat edebilirler, hukuki süreç tamamlanmış değildir. Bugün çıkan karar, benim vicdanımı tatmin etmemiştir, eminim ki kamuoyunun da vicdanını tatmim etmemiştir" diye konuştu.

HSYK Kanunu'nda değişiklik teklifi

Hüseyin Çelik, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile ilgili kanun teklifinin dün akşam TBMM Başkanlığına verildiğini belirterek, teklifin Kurulun kanunla belirlenen görev ve yetkilerinin değiştirilmesine yönelik bir adım olduğunu söyledi.

Anayasa'nın 159. Maddesi gereğince HSYK'nın aldığı kararların, çıkardığı yönetmelik ve yayımladığı genelgelerin yargı denetimi dışında olduğuna işaret eden Çelik, "Adalet Bakanlığına bunu devrettiğiniz zaman tüm yargı denetimi, Meclis denetimi vardır, yasama üzerindeki denetim olarak Anayasa Mahkemesinin denetimi var, idari iş ve işlemlerde Danıştay'ın denetimi var, halkın iradesinin siyaset üzerindeki denetimi var, TBMM zaten yürütme organını denetleme hakkına sahiptir. Bunlarla ilgili süreci takip edersek, bütün bunlar konuşulacaktır" ifadelerini kullandı.

Çelik, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun son dönemlerde Başbakan Erdoğan, hükümet ve AK Parti kadrolarıyla ilgili olarak haddi aşan, ahlak sınırlarını zorlayan, götürü usulüyle yaptığı itham ve izanlarda bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

"Dün Sayın Başbakana çağrıda bulunuyor; 'gel 11 maddeyi beraber çıkartalım, şunları beraber yapalım' diyor. Bu güzel, ana muhalefetin bir konuda iktidarı birşeye çağırması demokrasilerde olması gereken şeydir. Arkasından Suriye meselesinde diyor ki; 'Senin iki elinde Müslümanların kanı vardır' diyor. İki elinde Müslümanların kanı olan bir lideri işbirliğine çağırıyorsun. 17 Aralık'tan bu yana Kılıçdaroğlu'nun geliştirdiği ve çok da prim yaptığını zannettiği bir söylem var. 'Sayın Başbakan, bakanlar kurulunu toplasın, etrafına baksın çete orada. Aynaya da baksın çete reisi de orada' diyor. Sayın Başbakanı çete reisi olarak nitelendiriyor. Bu ne terbiyedir, bu ne ahlaktır, bu ne söylemdir? Siz, bu şekilde çete reisi olarak nitelendirdiğiniz bir insanla TBMM'de birşey yapalım teklifinde bulunuyorsunuz, üstünüze gülmezler mi? Yakıştırıyor musunuz kendinize, ana muhalefete?

Sayın Bahçeli'de 17 Aralık'tan sonra bütün bakanlar kurulu üyelerine, bütün milletvekillerimize bütün AK Parti'ye 'siz yolsuzluk, rüşvet içerisindesiniz' ithamlarında bulunuyorlar. Ben buna 'edep ya hu' diyorum. Sayın Bahçeli, senin bakanının çocukları, kardeşi, kızı değil, senin bakanının bizatihi kendisi yolsuzluktan dolayı Yüce Divan'a gönderildi. Hangi AK Partili çıktı topyekün bütün MHP'lileri hırsız olmakla itham etti. Bu nezakete sığar mı, bu siyasi edebe sığar mı?"

"Sayın Kılıçdaroğlu durmadan yalan söylüyor"

Hüseyin Çelik, Kılıçdaroğlu'nun İstanbul merkezli operasyonda yapıldığı iddia edilen yolsuzluğun boyutunu 247 milyar lira olarak açıkladığını belirterek, "Bu 247 milyar adamın dudağını uçuklatır. Sayın Kılıçdaroğlu durmadan yalan söylüyor. 250 dese yuvarlak rakam inandırıcı olmayacak, 247,6 falan da diyebilirdi. Nerede bu 247, bu rakamları çıkar toplumun önüne koy" diye konuştu.

İstanbul'da yapılacak üçüncü havalimanı ve köprünün müteahhit firmalarının bu yatırımları kendi kaynaklarıyla yaptıklarını anlatan Çelik, "Bazı bakanların çocuklarıyla ilgili ortada iddia var, bu iddialarla ilgili mahkeme nihai hükmünü tesis edecek. Eğer birinin gerçekten çaldığı, rüşvet aldığı tespit edilirse hep birlikte ona 'hırsız' diyeceğiz. Ama ortada bazı iddialar, söylentiler, dedikodular varken, siz insanların hepsine, 8 küsur milyon üyesi olan, 21,5 milyon oy almış, 320 milletvekili olan, 2,5 milyondan oluştan teşkilatı olan AK Parti'nin bütün mensuplarını siz hangi hakla bu şekilde itham ve izan edebilirsiniz?" diye sordu.

AK Partili birinin suç işlemesi halinde er veya geç hukuka bunun hesabını vereceğini ve Başbakan Erdoğan'ın çok net şekilde "benim evladım da olsa affetmem, biz pisliğin üzerine oturmayız, biz 3-Y ile mücadele etmek için yola çıkmış siyasi hareketiz" dediğini vurgulayan Çelik, Başbakan Erdoğan'ın mal varlığının da "www.basbakanlik.org.tr" internet adresinde güncellenerek her zaman bulunduğunu, kim, hangi kurum ve kuruluş usulüne göre isterse bunu öğrenebileceğini kaydetti.

Çelik, "Sayın Kılıçdaroğlu sen AK Partililer için akreditasyon mercii değilsin, biz sana bir ibrazda bulunmak zorunda değiliz. Hangi kurum, kuruluş bunu isterse öğrenebilir, bunu halk da öğrenebilir. Bütün halka çağrıda bulunuyorum, 'basbakanlik.org.tr'ye girin, başbakan bölümünü tıklayın, özgeçmiş bölümünün altında göreceksiniz. Bu kadar açıkken günlerdir bütün camiamıza yönelik bu karalamalar siyasi edep, nezaketle bağdaşır mı? Barış içinde yarış olsun, yarışacağız diye birbirimizi harap etmeyelim, siyaset kurumunu ayaklar altına almayalım" dedi.

Kılıçdaroğlu'nun her gün yalan ürettiğini savunan Çelik, şöyle devam etti:

"Halkımıza olan saygımızdan dolayı, Kılıçdaroğlu'nun söylediklerini kale aldığımızdan dolayı değil, CHP'ye oy veren insanları ciddiye aldığımızdan dolayı bu açıklamaları yapmak zorundayım. Kılıçdaroğlu, 'Başbakan benim çağrılarıma cevap vermez, çünkü ar damarı çatlamış' diyor. Bakar mısın, ar damarı olana. Herkes aynanın karşısına geçsin, kendisiyle muhasebeleşsin.

'AK Partililer sorgulanmaz, incelenme - araştırma yapılmaz' diye birşey yok. Bugüne kadar İçişleri Bakanlığı 4 bin 186 sefer belediyelere ön inceleme kararı vermiş, 2009 seçiminden bu yana. Bunun bin 815'i AK Partili belediyedir, bin 815 belediye değil, belki bir belediyeye 10 kere verilmiş, bir belediyenin hiç yoktur. Toplamda bin 842 sefer soruşturma izni verilmiş, bunun 708'i AK Partili belediyedir. AK Partili bakan, AK Partili belediyenin soruşturulması için izin vermiş. İşten el çektirilen AK Partili belediye var, AK Partiden suistimallerinden veya genel ahlaka aykırı tutumundan dolayı ihraç edilen var, cezaevinde olan var. Bu mekanizma içerisinde kim yanlış yaparsa o yanlışının bedelini öder. Hiç birimiz buna bakanlar, genel başkan yardımcıları herkes dahil, hiç kimse ülkemiz kadar değerli değildir. AK Parti'nin hiç bir mensubu partinin kendisi kadar da değerli değildir. Çünkü bu partinin arkasında milyonlarca insanın alın teri, gözyaşı, duası ve emeği vardır. Kim yanlış yaparsa hesabını öder. Suçların ferdiliği prensibini gözardı etmeyeceğiz, topyekün, toptan bu Allah'ın da kulların da gücüne gider."
Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi